13 Mart 2008 Perşembe

40 derecede fantezi müzik

Yaz müzikleri diye bir şey var ben pek anlamıyorum, yaz aşkı gibi bir şey olsa gerek, aslında müzikte sezon durumu çok saçma bunların sezon indirimi varmıdır, pazara düşen malları kaça nereden alırız. Buna uyan sanatçılarda kendilerini küçülttüklerinin farkında değiller galiba, müzik denen şey her mevsim dinlenir. Yaz aylarında kışla ilgili bir şarkı yapıldığında’’ sera müziği bu abi sana gelmez bak Serdar Ortaç var yeni geldi sıcak sıcak bunu dinle sen, yengede sever’’ gibi satıcı tavırlarıda cabası. Popüler kültür, insanları ne hale getirdi.
Hava sıcaklıklarının artmasıyla insanların kıyı kentlerine tatile gitmesi beach clubların rağbet görmesine neden oldu, İstanbul’da da bu sektör popülerleşti,belediye bile artık halk için beach clublar açıyor. bkz.Caddebostan sahil. Peki yaz geldimi neler dinliyoruz, sanatçılar yaz albümü diye yola çıkıyorlar ama pek farklı şeyler yapmıyorlar. Toplumlar bulundukları coğrafyaya göre müzik soundlarını oluştururlar yada kendiliğinden gelişir, baktığımızda kuzey ülkelerinde daha çok karanlık, depresif, içekapanık ve melankolik bir sound gözlenir. Güney ülkelerinde ise Akdeniz, Latin yada Arap ülkelerinde dans müziği diye de tabir edebileceğimiz soundlar hakim örneğin, salsa,sirtaki, samba, reggae, dub, oryantel vs. sıcak ülke müzikleridir. Bir Kanada’da yada Rusya’da şimdiye kadar bir samba rüzgarı estiği görülmemiştir. Bunlar sıcak ülkelerin havanın verdiği rehavetle kendilerini kaybetmemek yada kaybetmek ‘’bu nasıl baktığınıza bağlı’’ adına yaptıkları dans müzikleridir.bu müziklere sonra kısaca değinecez.
Şimdi biraz gerçek beach müziği de diyebileceğimiz bir müzik tarzından bahsedelim SURF müziği, aslında çok yabancıda olmadığımız bir sound, içinde barındırdığı gitar melodileri orient arap müziğinden gelme ve ritimlerde rock’n roll, 1960’larda Amerika’da LA. Kaliforniya çıkışlı bir müzik tarzı. Müzikteki bu oryantel melodiler o zamanlarda nasıl ulaştı oralara. İçinde Arap melodilerinin yanı sıra sözlü şarkılarda da oralardan bahsetmesi sadece müzikal bir alıntı olmasa gerek. 2. dünya savaşı sonrası Amerika’lılar da diğer bazı Avrupa ülkeleri gibi Asya kıtasındaki birçok ülkeyi sömürgeleştirmişti ve tabiki ister istemez kültürlerinide öğrenmişti. Arabistan o dönemlerde Amerika’yı fazlasıyla etkilemişti para ve o büyük ihtişam kendilerinde pek görülmemekteydi ama imkanları vardı ve çok iyi değerlendirerek Hollywood’u filmleriyle oralara taşıdılar, dönemin oyuncularına baktığımızda ( Humphrey Bogart, Ingrid Bergman, Greta Gabro, Rita Hayvord ) bu tarz filmlerde sıkça gördüğümüz isimlerdi. Bu filmler daha çok jazz ve swing müziği eşliğinde izlenmekteydi ama bazı Rock’n Roll müzik yapanlar farklı şeyler arıyordu, müzikteki Blues sololarını çıkarıp yerine bu yeni soundu getirdiler. Ağırlıklı olarak enstrumantel çalınan Surf müziğinde sözlü gruplarda yok değil. Elinde sörf tahtalarıyla Kaliforniya sahillerinde gençlerin ne dinlediğini öğrenmiş olduk, gruplardan örnek vermek gerekirse,
Beach Boys
Dick Dale
The Tornados
The Ventures
Phantom Surfers
The Atlantics
Satan’s Pilgrims
Seks Bomba
gibi, ülkemizde de meraklısı varsa bir tane Surf grubumuz mevcut 90’larda kurulmuş olan ama artık çok sık dinleme fırsatı bulamadığım ‘’malum piyasa’’ RUMBLE FISH’i bir şekilde bulup dinlemenizi tavsiye ederim. Geçen sayıdada bahsettiğim Mavi Işıklar, Beyaz Kelebekler, Volkanlar,Meteorlar gibi gruplarda müziğinde bu soundu azda olsa barındırdığı gözlenmekte. Şu anda plajlarda dinlediğimiz müziklerin bu bahsettiğimiz tarzdan uzaktan yakından alakası yok ve bu bütün dünyadada böyle, günümüzdeki pop ve elektronik müziğin insanları gerçeklerden uzaklaştırmak için yapıldığını zannediyorum hatta politikacılarla sanatçılar birlikte stüdyoya giriyorlardır.
Güney müziklerinden bahsetmiştim bizde de oldukça sevilen tarzlar, içinde dans olan kıvırtma olan her şeyi severiz, tabi kimseye güneş altında jazz yada klasik müzik dinleyin demiyorum ama elektronik yada pop’dan başka müziklerde olduğunu unutmayalım ve dahil olduğumuz sürüden ara sırada olsa ayrılalım.

hayatımız dokuz sekizlik, kültürümüz dört dörtlük

Eurovision’dan alınan 3.lükle bir gaza gelip tekrar TRT ekranına kilitlenmemiz,ardından Sertap Erener’in 1.lik zaferi ile sokaklara dökülmemiz ve son olarakda Athena ile Avrupalı duruşumuzu göstermemiz Sibel Tüzün’lede son buldu. Pop star yarışmalarından star adaylarına da pek gerek yok kime ne starı arıyoruz, Tarkan yeter bizlere. Bu arada insanların devlete yaptığı sms yardımları cabası. Bir kültür ve sanat dalı olan müzik Türkiye’de nasıl işliyor, kimler yönetiyor.

Kesin bir belge bulunmamakla beraber zamanında Pavarotti’yi Ankara Devlet Konservatuarı sınavlarından bırakmış olmamız yada Goran Bregovic ve Emir Kusturica’nın sığınma hakkı talebini geri çevirmemiz onların Amerika’ya yerleşip 1993 yılında Arizona Dream’i çekmelerine kadar uzanır. Ayrıca The Clash grubunun vokalisti Joe Strummer’ında Ankara doğumlu olduğunu hatırlatalım. Birçok alanda yolu Türkiye’den geçmiş olan yada doğan (sanatçı, doktor, mimar) gibi meslek grubundan insanların çoğu burada yaşamıyor artık.
Uzun yıllardır sığınma ve göç taleplerini doğu ülkelerinden yapıyor olmamız ülke kültürünü de bu açıdan değiştirdi, izlediğimiz filmlerden dinlediğimiz müziklere kadar,
müzik eğlendirmenin dışında bir ülkenin kültürünü de yansıtan bir sanat dalıdır, 1970’lerde iyi giden müzik sektörü 1980’lere geldiğimizde biraz değişti. Müziğin beşiği Unkapanı’nda bulunan İstanbul Manifaturacılar Çarşısı o dönem ülkemizde bulunan zengin Arap yatırımcıların yapımcılığında ve doğu kökenli prodüktörler sayesinde piyasaya rakkas tarzı birçok oryantal albüm kazandırdı. Bkz. (Pop Yallah)
Acıklı ve acılı geçen o yıllarda bizleri arabesk müziği ile tanıştırdı, işte İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur ve Orhan Gencebay’ların dönemi başladı. Türk halk müziğinde de bu yönde değişimler başladı ve müziğin anlatımıda bundan nasibini aldı. O dönemler çıkan farklı tarzda müzik yapanlar ya hapise atılıyor yada sınır dışı ediliyordu, müzik tekelleşmişti. Allah Tarkan’dan razı olsun yabancılara ‘oynama şikidim ‘ demeyi öğretti. Sertap Erener’in kazandığı birincilikle de hala bir şey olmadığını bunun sadece 3. dünya ülkelerinin televizyon karşısında bir gecelik politik savaşı olduğunu anlamışızdır herhalde. Biz ingilizcede, almanca da, Japonca da müzik yapsak olmuyor, demek ki sorunu başka yerde aramalıyız. Avrupa’da Türk gecelerinde yada %80’ini Türk’lerin oluşturduğu konserler veren pop sanatçıları da burada basına Avrupa turnem var, Avrupalılar beni istiyor gibi açıklamaları biraz komik oluyor.
Alternatif müziğin ülkemizde yaygınlaşması sadece arabesk müziğin diesel kot ve adidas ayakkabı giymiş hali, dumanlı bakışlar ve seyirciye tavırda şovun bir parçası. Sözlere baktığımızda değişen bir şey yok sadece, gençler ve enerji dolular parada hala bahsettiğimiz adamların elinde. Bunların yanı sıra çok farklı soundlarda bir o kadarda kaliteli müzik yapan o kadar çok insan var ki, dertleri sadece müzik yapmak olan. Eskileri tekrar eden yeni gruplar ve yılda bir albüm yapmazsan kaybolacağın bir piyasada ne kadar kaliteli iş çıkabilir.
Kısa bir yazıyla anlatılamayacak kadar geniş bir müzik hayatı olan 12 kez Emmy ödülü sahibi ve geçtiğimiz ay kaybettiğimiz müzik adamı Arif Mardin’i kaç kişi tanıyor yada Ahmet Ertegün’ü, bu insanları araştırdığınızda neden dünya bizi dinlemiyor öğrenebilirsiniz. Müzik alanında paranın su gibi aktığı bu ülkede eksik olanı siz bulun.

eğitim şart

Ders zili çalar ve öğretmen sınıfa girer (flütlerinizi çıkarın) işte çocukların müzikle ilk tanışması böyle başlar. Helvacıoğlu markası Milli Eğitim Bakanlığı ile 100 yıllık bir anlaşma yaptı yada çok yakın akrabalık ilişkileri var. Sınıfın bir köşesinde öğretmenin başında oturduğu, muhtemelen okulun ilk açıldığı tarihte satın alınan akordu bir defa yapılmış bir piyano durur ve ona dokunmak yasaktır, okul boyunca duyulan tek şey ses almak için duyduğumuz nota sesidir. Flüt eğitimi eskilerden gelen bir kültür olsa gerek (eğer hiç bir şey olamadın, çoban olursun) demeye getiriyorlar herhalde. Bende bu müzik derslerinde pek başarılı puanlar alan bir öğrenci değildim ama ortalama 15 senedir profesyonel bir baterist olmamın bununla bir ilgisi olduğunu sanmıyorum benim gibi bu sıralardan geçen ve bir şekilde müziğin farklı alanlarında çalışan insanların hepsi kendi başlarına aldıkları eğitim ve kültür doğrultusunda bir yerlere gelmişlerdir ama piyasaya baktığımızda bunun ne kadar sağlıklı olduğu ve devlet konservatuarlarının katı ve konserve zihniyeti de ayrıca tartışılır.

Eğitim olarak alamadığımız müzik kültürünü, sokaklardan yada televizyonlardan almamız bu ülkede yanlış. Tabi burada dinleyicilerde suç aramak doğru olmaz, haftada bir gündemi değiştiren hiçbir bilgileri olmadan yabancı müzik tarzlarını ülkeye sokup birazda üzerinde oynayarak televizyon, radyo, dergi ve hatta giyim tarzını da mağaza vitrinlerine getirerek, sektör patronlarının yeni bir şey yaptıklarını zannetmeleri, konuyu uzaktan takip eden insanlarında doğrusunu bilmediklerinden buna haklı boyun eğmeleri, müzik sektörünün bu kadar çok yozlaşmasına bir sebeptir. Türkiye’de televizyonlar insanların hayatlarını yönlendiren bir araçsa bunu değiştirmek gerek, ama bunlar fantezi olur tabi, mesela M. Ali Erbil’in bir kuş belgeseli sunması, Seda Sayan’ın bilim programı yapması yada İbrahim Tatlıses’in jazz geceleri adlı bir müzik programı sunması gibi. Eğer popüler sanatçılar izleniyorsa, sabah programlarını izleyen ve katılan insanlarda bu programların sonunda Lois Armstrong ile Neil Armstrong arasındaki farkı öğrenmiş olacaktır. Popüler piyasadaki bir çok sanatçının, bahsettiğim bu tarz kültürel programları sunmaları hem onları daha zeki gösterir, hem de izleyicileri dışındaki insanlarında saygınlığını kazanırlar. Sponsor kaygısıda yapmalarına gerek yok, çünkü onları ilgilendiren malzemenin satıyor olması, alim olmaları değil.

Türkiye’de her tür müzik tarzını doğru şekilde icra eden müzisyenler var, ama onları çok az kişi tanıyor ve bunun sebebi ise onların piyasaya girmek istemediklerinden değil, müzik patronlarının kendilerinden daha zeki ve işi bilen insanlarla çalışmaktan çekinmesinden kaynaklanıyor. Her zaman olan şey, çaresiz ve bilgisiz insanları daha kolay elinizde oynatabilirsiniz, eskiden beri konuşulan bir geyik vardır ‘’ seni büyük bir artiz yapacağım ‘’ aslında pek geyik değildir ve halada tutar bu laf, baktığımızda ülke artist den geçinmiyor. Bana bile kendilerine albüm yapmam için gelenler oldu, bunların içinde öğretmen, polis ve subay olan kişilerde vardı. Ünlü olma hırsı, ne sebeple olursa olsun kimseyi engellemiyor. Albüm yaptığım kimsede olmadı çünkü gelenlerin hepsi erkekti, Erol Köse’de Gülşen’i kapınca bize pek bir şey kalmadı doğrusu. Dünyadaki bütün müzik tarzları bir şekilde ülkemizde de yorumlanıyor ama insanlar isimlerinden başka bir şey öğrenemiyor, yapılan yabancı konserlerde 1-2 ay önceden döndürülen klip ve reklamla tanıtılıyor, müzik programı sunanlarda internetten aldığı bilgileri halka sunuyor, oda konu hakkında bilgi sahibi olmadığından başka programlarda da bahsedemiyor, gelen grup günü kurtarıyor eskiden takip edenler için ise unutamayacakları bir gece oluyor, devamı gelmedikçe ve bilgi verilmedikçe bu konserler boşuna yapılıyor. Kendi ülkende yapılmasına karşı olduğunuz müziklerin yabancı örneklerini getirmek sahtekarlıktan başka bir şey değildir. O zaman burada suçlu Helvacıoğlu değil onu bize zorla satan satıcıdır.

plastik fanteziler ( plaklar )

-Günümüzde dahil en iyi ses kalitesine sahip olan plaklar ilk olarak 1880’li yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştır.Bu dönemlerde imal edilen plaklar ebonit denilen bir malzemeden yapılmaktaydı yalnız bu malzeme kırılgan olduğundan çok kullanışlı değildi ve 1890 sonlarına kadar da bu malzeme kullanılmaya devam etti.Sonradan Berliener tarafından geliştirilen yeni bir plastik madde ile plaklar daha sağlam bir yapıya kavuştu,o dönemlerde bir çok farklı çapta plaklar üretildi ama içlerinde en çok tutanı 78’’ veya 78’lik plaklar oldu bizde de taş plak diye adlandırılıyordu .İşte ilk olarak bu şekilde plaklar insan hayatına girmiş oldu.20 yy. geldiğimizde plak sektöründe hızlı atılımlar vardı ses ve kayıt teknolojisinin gelişimiyle birlikte malzemede ve boyutlarda da gelişmeler gözlendi.78 devirlik plaklar 4 dakika civarı kayıt alabiliyordu bunun üzene Colombia firmasıda 33’’ (33 1/3 devir)longplay bizde de uzun çalar diye adlandırdığımız plakları çıkarttı,bu plaklara daha uzun süreli kayıtlar yapılabiliyordu.Bu plakların malzemesindede değişiklik yapıldı özel bir reçine ile daha kaliteli,sağlam ve esnek bir form kazandı ayrıca ses kalitesinide oldukça etkiledi.1949 yılında ise Victor şirketi 45 devirlik plaklar üretti(45’lik)bunlarda daha çok single lara yer verilmekteydi.Böylece plaklar son halini almış oldu.
-Plakların yapım aşamasıda pek kolay değildi,özel kristal iğnelerle kazıma yöntemiyle bir master hazırlanır ve özel baskı makinasına yerleştirilir sonrada üzerine hazırlanan hammadde (bu maddenin adı Polivinilklorür) 170 derece sıcaklıkta iken dökülür ve hızlı bir şekilde soğutularak plak kullanıma hazır hale gelir

- Kartuşlardan kasetlere oradan cd ve dvd lere son olarakta teknolojinin getidiği sıkıştırılmış müzik formatlarının arasında sıkışıp kaldığımız günlerde plaklara artık pek rağbet olmuyor olmama sebeplerinden biride ülkemizde artık plak çıkartılmamasıda tabi büyük bir etken,yurt dışında albümler CD ve LP formatında halen çıkartılmakta ve o insanlar bizden daha kaliteli kayıtlar dinlemeye devam etmekte.80’li yılların sonlarına doğru Türkiye’de plak endüstrisi tamamen bitmişti ve kaset korsanı daha kolay ,ucuz ve yükü daha az bir ürün olarak tek başına piyasaya devam etti.80 darbesiyle gelen yoksulluk bu sektörüde fena vurmuştu her yerde ve alanda ucuz malzeme kullanılmaktaydı işte kasetlerde şu dönemlerde çöken binalar gibiydi,illegallik moda olmuştu ve işte korsan kasetçilikte bundan kar yapmak için özel 3 tekerlekli son sistem kasetçalarlar ve renkli ışıklarla süslenmiş seyyar satıcı arabaları mahalle aralarına ve içimize girmişti ve işte korsan kasetçilikde böyle başlamıştı.Tabi bu adamların korsan plak sattığını düşünsenize bir zabıtadan kaçması zor çünkü ağır iki malzeme daha pahalı ve zahmetli kısacası plak şirketleri kendi istekleriyle bu plak sektörünü bitirdiler halende korsanın önüne geçilmeme sebebi de bunlardan biridir.

-60 ve 70’li yıllar müzik endüstrisinin en verimli yılları idi,müzikte olduğu kadar kapaklarda yabancı örneklerini aratmıyordu işte Serengil plakta bunlardan biriydi birçok plak ve kapaklarına imza atmıştır,değişik tarzıyla ilk başlarda yadırgansada sonradan hak ettiği yeri bulmuştur.Bizde buradan Öztürk Serengil abimize teşekkür ediyor ve saygıyla anıyoruz.


-Hemen her konuda plak basılmış ülkemizde biraz araştırdıkki;
Politikadan ,şiire,spordan,kabareye,reklamdan,öyküye ve erotik hikayelere kadar herşeyin plağı çıkmış bu konuda da o zamanlar gerçekten zengin bir ülkeymişiz.60 lı yıllara baktığımızda Amerikan surf ,rockabilly ve rock’n roll grupları ön planda idi bizdede bu soundlarda gruplar vardı Mavi Işıklar,Silüetler,Volkanlar,Beyaz Kelebekler yabancı örnekleri ise Beach Boys,Dick Dale,Animals,Monkeys,Man or astroman diyebiliriz.tabi o dönemler birde asi gençlik 68 kuşağı vardı Jimi H endrix,Led Zeplin,Janis Joplin,Joan Beaz,yanında Erkin Koray,Cem Karaca,Moğollar,Grup Çığrışım,3 Hürel bunlar ise daha politik ve protest rock müziğinin öncüleri idi.70’lere gelindiğinde artık sektör avrupanın elinde idi ve tarzlarda buna göre değişti müzik batılılaştı yani biraz daha post modern bir hal aldı.kapaklardaki değişiklikte gözden kaçmadı minimal ve pop-art çalışmalarla raflardaki yerlerini aldılar.Ajda Pekkan ,Gönül Yazar, Mine Koşan,Behiye Aksoy,Erol Büyükburç,Berkant gibi daha adını sayamadığımız birçok sanatçı türk pop müziğine adını yazdırdı.Plak sektörününde de en çok işlediği dönemlerden biriydi yeni sanatçıların çıkışı ve bununla beraber gidende bir çok ses yarışmaları yapılıyordu ses dergisi,altın mikrofon gibi birçok kişide o dönem bu sayede kendilerini gösterme fırsatı bulmuştu.80’lere gelindiğinde malum müzikte yozlaşmaya başlamıştı yeşilçamın erotik film furyası plaklarada yansıdı erotik hikaye plakları bile yapıldı ama sadece ses pek bir anlam ifade etmiyoduki fazla yürümedi ve kaderci toplum olarakda müzikte arabeski seçtik hep yoksulu ve hayattan tekme yemişleri anlattık ama işin diğer ucunda hala parası olanlar vardı onlarda gazino ve tavernalarda Arif Susam,Cengiz Kurtoğlu,Ferdi Özbeğen,Hurşit Yenigünle eğlenip bankerlikten ve imardan aldıkları paraları viski ve gül destelerine yatırdılar.
- Daha saymamız gerekirse reklam cingıllarının bulunduğu reklam plakları mesela aklıma gelenler Petrol ofisi,Pe Re Ja kolonyaları,Mintax,Singer,Gır-Gır süpürgeleri,Emayetaş gibi.Politik plaklarda ise Bülent Ecevit’in şiir plakları,Çetin Altan’ın’Eğlenin yavrularım’plağı Adalet partisinin ,İşçi partisinin vs.marş ve şarkı plakları
- Spor klüpleride geride kalmadı tabi her zafere ve olaya bir albüm yaptılar,spor-toto bile bir 45’lik çıkartarak taraftarı kendisine çekmeyi başardı (TOTO SİPOR).yavaş yavaş da plak devri kapandı ve teknoloji çağına giriş yapıldı ama hala teknolojiyi kullanamadığımız apaçık ortada ki halen televizyonda bize verilenleri izlemeye devam ediyoruz.eğer plak dinlemek isterseniz ve pikabınızda yoksa bir cep telefonundan daha ucuza sahip olabilirsiniz.plaklarıda çok uzakta aramayın Taksim’de Atlas,Anabala,Suriye pasjlarında Kadıköy’de ise Kadife sokakta Herastore ve Zero müzikten ayrıcada sahaflardan ulaşabilirsiniz.
Kaliteli müzik dinleyin,iyi gelir..........................


Gökhan TUNÇİŞLER

popüler kültür ve punk

Bakıldığında İngiltere çıkışlı ,işçi sınıfı yada orta sınıf diye adlandırılan bir kesimden çıkmış bir müzik akımı olan Punk ,çıkarken ektikleri ile günümüzde biçtikleri arasında çok büyük fark var. Sebep şu ki İngiltere o yıllar ekonomik bir çalkantı döneminde işçiler grevde ,müzik yapan eşraf ise yenilik peşinde. Sisteme karşı başlayan punk müzik hareketi ,ekonomi ve politikadan ülke düzenine hatta dünyadaki kalıplaşmış bütün sistemlere karşı bir eylem haline dönüştü. Müzik sektörünü eleştirirken ,3 akortla hala dilimizden düşmeyen şarkılar yaptılar ,modayı eleştirirken ,saçları boyayıp asimetrik kestiler ,en ucuzunu giyip çengelli iğne ,zincir ve rozet gibi aksesuarları simgeleştirdiler. Anti-ırkçı ,dadaist ve nihilist düşünceleri içinde barındıran punk müziği Avrupa’ya yayılmaya başlamıştı (1977). Herhalde hiçbir yeni müzik tarzı bu kadar hızlı çoğalmamıştır. Birçok grup ardı ardına kuruldu (sex pistols ,the Clash ,Elvis Costello ,Siouxie,Germs vs…) . punk müzik kendini gösteriyordu ,asi duruşu ve umursamazlığı, tepkiye tepkiyle karşılık vermesi bir çok kesim tarafından hoş görülmez iken ,müzik dinleyicisi tarafından ve piyasasında yer edinmeye başlamıştı. Punk müziğin kökleri Mod ,Ska ve Dub’a uzanır. Aynı kültürden olmaları da bir ittifak ortamı yaratır ve hızlı yayılmasındaki en büyük etkende budur. O sıralar Amerika’da kendi punk gruplarını çıkartmaktaydı ve bunların da en iyi örneklerinden (Ramones ,Dead Kennedys ,Velvet Underground’ı) sayabiliriz. Amerikan punk’ı , bu kıtada fazla popülarite kazanamadı ve gruplarda Avrupa’da şanslarını denedi. Avrupa müzik sektörü yeni bir şeyler patlatmak zorunda idi 80’li yıllar gelmişti ve punk popüler bir müzik değildi. Diğer taraftan Amerika , Elvis Presley ile başlayan ve tüm dünyayı kasıp kavuran rock’n roll müziği Beatles’a kaptırmasını da hazmedemediğinden yeni bir star peşindeydi. İşte o star 5 siyah kardeşten oluşan Jackson 5 grubunun küçüğü Michael Jackson’dan başkası değildi. Gettoda büyümüş afroamerikan bu çocuğa yeni bir imaj ve sound gerekliydi ve dünya müzik tarihinin en çok para basan olayı yaratıldı. James Brown’un müziği ve dansı ile büyüyen Jackson ,onun danslarını kendi müziğine adapte ederek geliştirdi. Michael jackson’u zirveye taşıyan asıl neden dansları idi çünkü sesi fark yaratacak kadar güçlü değildi ,ancak pop müzik dünyasında yaptığı eserlerle fark yaratmayı bildi ve günümüze kadar gelen çok kaliteli işlere imza attı. Şu anda bile dünyadaki pop müzik sektöründe bu ticari başarıyı yakalayabilen olmadı. 80’li yılların pop müzik hareketinden çok ekmek yendi, kelimenin tam anlamıyla yapılacak her şey yapıldı, ve bunu gören diğer yatırımcılarda bu pazardan pay kapmak için müzik sektörüne yatırım yapmaya başladı ve büyük bir endüstri haline geldi. Punk ise popüler müzik listelerinde baş sıralarda yerini aldı . 90’lardaki Grunge müziği her ne kadar punk başlığı altında çıksada Amerikan sound u olduğundan Hippilere daha yakın kafada bir müzikti sözler ve yaşam biçimi de buna dahil. Kurt Cobaine’in ölümü insanlarda Sid Vicious yerine Jim Morisson etkisi yaratmıştır ki buda durumu açıklar. Nirvana’da bu sayede ticari bir olgu olmuştur. Bugünlerde Amerika müzik sektörü punk’tan devşirme grunge’tan bozma amerikan brit-rock (amerikan İngiliz rock) müziğini peynir ekmek gibi satıyorlar. Bizim Türk prodüktörler bu tarz ticari işleride biraz geç anladıklarından müzik sektörünü gittikçe uçuruma gönderiyorlar, ancak Türkiye sınırları içinde başarılı olabiliyorlar , bu da onların konu hakkındaki engin bilgisini gösteriyor. Nasıl olsa eurovision her yıl yapılıyor. Yabancı plak şirketleri bunun tam tersine anlaşma yaptıkları gruplara eurovision a katılmama şartı koşuyorlar, nedenini siz düşünün. Burada arzu edilen anti-popülerizm değil bu olguya daha gerçek ve samimi isimlerin dahil olması ve çeşitlilik, o zaman kalitede kendini göstercektir ve müzikten fazla anlamayan insanlara daha çok alternatif sunulacaktır.


GÖKHAN TUNÇİŞLER
(SERBEST DÜŞÜŞ)