20 Ocak 2009 Salı
FESTİVALİZM !!!
Günümüzde yapılan her etkinlik ,konser,festival vs. gibi toplu hareketler bir misyon üstlenir hale geldi. Küreselleşme karşıtı konserler,Rock’n coke(yaşasın kapitalizm) Barışa Rock(savaşa hayır)Rock a fest. (kahrolsun faşizm) gibi festivaller temel başlıklar altında toplanılıp yapılan eğlenceli protestolara dönüştü. Yaşadığımız bu etkinlikler 1960’lardaki çiçek çocukların yada Hippilerin yaptığı eylemlere benziyor fakat daha naif bir şekilde gerçekleşiyor. Türkiye’de 90’ların başında hareketlenen büyük kitle konserleri yada stat konserleri Ahmet San organizasyonları ile başladı diyebiliriz,bundan öncede az da olsa gelen gruplar olmuştu fakat en hareketlenen dönem ,grupların zirvede oldukları zaman Türkiye’ye gelmeleri idi. Örneğin Metallica.Guns’n Roses,Michael Jackson,Madonna,Bon Jovi,,Scorpions,Pearl Jam gibi grupları başta sayabiliriz ve en önemlisi hepsi sağlıklı dönemlerinde burada idi. Bahsettiğimiz İnönü stadı konserleri ve diğerleri bugünkü aynı eş değerdeki konserler ile karşılaştırıldığında gerçekten büyük başarı olarak görülebilir. En önemli unsur bilet fiyatları idi ,çok ucuz olan fiyatlar sayesinde herkes konserleri izleme fırsatı bulmuştu ve grupları kendi getirdikleri özel sahnelerinde seyrediyorlardı. Yapılan bu konserlerin hiç birinde mesaj kaygısı yoktu sadece müzik ve eğlence vardı. Zamanla 90’ların sonuna gelindiğinde performans grupları gözden düştü ve elektronik müzik akımları devreye girdi ağırlıklı olarak house,trance,techno gibi soundlar mekanlarda çalmaya başladı ve organizasyonlarda bu yöne kaydı. Normal bir grup getirmekten daha az masraflı olduğundan tek bir Dj’e ödenen para ile daha zengin olunacağını anladılar tabi bunun yanında bilet fiyatları aksine daha yükselmeye başladı,böyle söylüyorum çünkü Türkiye’de hiçbir zaman kültür sanat hareketleri insanlar için yapılmadı, yapılan işler arz –talep düşünülmeksizin tamamen ticari kaygılar gelişiminde yapılmakta idi. Kimsenin o güne kadar tanımadığı bir çok dj geldi ülkemize, bunları bir şekilde müşteriye pompalamak için süslü reklamlarla tanıtıldı. Hatta birçok yer Türk dj’leri yabancı gibi gösterip çıkarttığı da oldu. O dönem ortalık tam bir kaos halini almıştı haftada bir sağda solda açılan clubler ,rock barların da bu değişime ayak uydurmaları. Aslında burada en çok karlı çıkan kesim geneli yönetenler oldu,kimyasaldan kazanılan para sayesinde ekonomik bir rahatlama yaşadılar. Elektronik müzik aslında tamamen elit ve sosyetik bir kesimin müziği olmuştu, fiyatlar yüzünden herkes buna ulaşamıyordu, tam bir tekel olmuştu. Buda müzik yapmak isteyenlerinde önünü tıkamıştı ,dj olmak için sosyetik cemiyette tanınıyor ve zengin olmanız gibi kurallar vardı. O yüzden de bizden çıkan dj lere dikkat ederseniz nerelerden geldiğini görürsünüz. Karar verip ,bir haftada geniş bir plak arşivi ve sisteme sahip olup sonrada piyasaya akmaya başladılar. Fakat buna alternatif olarak sahne performansını seven bir kitlede yada eski rock müzik dinleyicisi diyelim Trip-hop müzik ve benzeri tarz gruplara merak saldı (portishead,massive attack,tricky’i) öncü gruplardan sayabiliriz. Parkorman ve venue gibi mekanların açılmasıda bu kişilerin sevdikleri grupları izlemelerine olanak sağlamıştır. İşte bu dönemler sponsorlarda fazlasıyla bu etkinlikleri destekler oldu, bakınız enerji içeceklerinin Türkiye’de satılmaya başlaması bu zamana denk gelmektedir, televizyonlarda reklam veremeyen içki markalarıda bu sayede kendi isimleri altında partiler vermeye başladılar , işin ticari boyutu gerçekten inanılmaz . elektronik müzikte politik bir mesaj yoktu aslında hiçbir mesaj yoktu, sadece için,bol para harcayın ve uyuşun felsefesi hakimdi, bu yüzden kendilerinden başka kimseye zararları yoktu. Elektronik müzik işte Türkiye’de bu şekilde anlam kazandı ,yatırımcılar zengin oldu .
Her şeyin bir sonu olacağı gibi bu akımda yavaş yavaş sabun köpüğü bir hal aldı ve tüketim canavarı ülkemizde suyun dibini boyladı,mekanlar tek tek önce isim değişikliğine sonrada kapanmaya kadar gitti. Bu devrede yeni fikirler insanları cezp edici aktiviteler oluşmaya başladı ,ilk önce Ömerli’de gerçekleşen hatta hep orada yapılması planlanan bir alan alınacak ve kompleks haline getirilecekti ,bahsettiğim festival H2000 ‘dir. Adının bu olma sebebi alanda çok büyük bir su havuzu inşaası olacak olması idi, bir su festivali olması düşünülüyordu, fakat bütçe yetmedi seneye yaparız dediler. İlk festival Ömerli’de yapıldı havuz yoktu ama 2. gün sağanak yağmur insanları biraz serinletti. Fakat 2. etkinlik bu mekanda yapılamadı ,oraya kompleks yapmayı düşünürlerken kendilerini İstanbul’un göbeğinde Maslak’ta buluverdiler ,Venue de gerçekleşen konser tam bi fiyasko idi ve takip eden yıllarda dahada kötüleşti ,gelen gruplar hiç tatmin edici değildi ve gereksiz pahalı idi.en son festival Kilyos’da yapıldı ve alan için izin alınmadığından başları bayağı derde girdi sanırım ve H2000 sonlandı. Burada yapılan iş ,bir grup parası ve çevresi olan hatta bir kısmı müzik piyasasından olan kişilerin girişiminde denenmiş olan bir organizasyonun sonucudur .
Bunu takip eden yıllarda Rock’n Coke festivalide hayatımıza girdi. İlk sene gerçekten müzik anlamında başarılı geçti ,her geceye bir headline grup ve önceden Türkiye’ye gelmemiş büyük isimler sahne aldı. Harcanılan paraya değdi açıkçası ,işin aslında hiçbir politik yanı yoktu,sadece sahne alan bir takım anti-kapitalist yerli gruplar bazı eleştirilere maruz kaldı. Bir sonraki senelerde aynı performansı beklediğimiz festival aynı başarı çizgisini yakalayamadı. Yabancı grup sayısında ve kalitesinde düşüş yaşanmaya başlandı. Burada aslında önemli olan gelen grupları izlemek için ödenen para, insanlar 3 gün için standartların üstünde faiş ücretler ödeyerek ,aslında hiç de o fiyatlara gelmeyen düşük bütçeli grupları izliyorlar. Bunun da adı dolandırıcılık oluyo, ve bunu fark eden birçok yabancı grupta bilet fiyatları yüzünden Türkiye’ye gelmek istemiyor. Ve en sonunda Rock’n Coke patronlarıda hasılatı toplayıp bu işi bıraktılar, seneye artık başka bir içecek adıyla yeni bir festival döngüsü yaratırlar.
Birde bu tarz festivallere anti düzenlenen ve ücretsiz yapılan etkinlikler var. İlk bakışta çok güzel,diğer festivallere harcanan bütçe burada yok denecek kadar az ve bu yoklukla da konser yapılabileceğini gösteriyorlar. Fakat işin perde arkası biraz farklı, son yıllarda popüleritesi gittikçe artan Barışa Rock festivali Rock’n coke kapitalizmine karşı yapılan bir hareket olarak tanındı ve bu savaşı kazandı sanırım ve yine aynı felsefe ile yola çıkılan bir diğer etkinlik ise İzmir Dikili’de yapılan Rock a fest.di. buradada sloganlar aynı idi . çıkan yerli ve yabancı grupların performansları harika olmakla beraber , içeride satılan yiyecek ve içecek ürünlerine takıldım biraz. Koka kola satışı yoktu ve benzeri yabancı içecekler.ayran,soda,su ve sanırım şarap yerli malı idi,yiyeceklerde tamamen Türk standartlarına uygun ve hijyenik ortamda halka sunuluyordu. Fakat bunun yanında bolca alkol tüketen genç arkadaşlar 3 gün boyunca Efes Pilsen i zengin etti, bu markanın kime ait olduğunu bir araştırsınlar derim,hemen bu bira standının karşısında açılan tezgahta ise sigara ihtiyacı karşılanıyordu , burada satılan ürünler ise Samsun ve Winston’dı. Winston sigarası bir Philip Moris ürünüdür ve kendileri Ku Klux Klan üyesidir ,oradaki anti-ırkçı arkadaşlara bir hatırlatma.daha bir çok küçük detayda sayabiliriz. Burada söylemek istediğim ,bu tür etkinlikleri yaparken bir misyon adı altında yapılmaması, çünkü bu şekilde sonuçlar mutlaka çıkacaktır ve hiçbir zaman olmayan kültürleri veya akımları Türkiye’de var gibi göstermek yada insanları buna ikna çabaları bu yüzyılda artık çok zor gibi gözüküyor. 3 günlük festivalden dönen binlerce genç akşam eve geldiğinde sofrada kola içip sonrada American Tobacco ürünlerinden birini tüttürürken acaba aklından geçiyormudur kapitalizm,sosyalizm,ırkçı
Kaydol:
Yorumlar (Atom)