31 Mart 2009 Salı

POPÜLER KÜLTÜR

GÖKHAN TUNÇİŞLER
(SERBEST DÜŞÜŞ)


POPÜLER KÜLTÜR

Bakıldığında İngiltere çıkışlı ,işçi sınıfı yada orta sınıf diye adlandırılan bir kesimden çıkmış bir müzik akımı olan Punk ,çıkarken ektikleri ile günümüzde biçtikleri arasında çok büyük fark var. Sebep şu ki İngiltere o yıllar ekonomik bir çalkantı döneminde işçiler grevde ,müzik yapan eşraf ise yenilik peşinde. Sisteme karşı başlayan punk müzik hareketi ,ekonomi ve politikadan ülke düzenine hatta dünyadaki kalıplaşmış bütün sistemlere karşı bir eylem haline dönüştü. Müzik sektörünü eleştirirken ,3 akortla hala dilimizden düşmeyen şarkılar yaptılar ,modayı eleştirirken ,saçları boyayıp asimetrik kestiler ,en ucuzunu giyip çengelli iğne ,zincir ve rozet gibi aksesuarları simgeleştirdiler. Anti-ırkçı ,dadaist ve nihilist düşünceleri içinde barındıran punk müziği Avrupa’ya yayılmaya başlamıştı (1977). Herhalde hiçbir yeni müzik tarzı bu kadar hızlı çoğalmamıştır. Birçok grup ardı ardına kuruldu (sex pistols ,the Clash ,Elvis Costello ,Siouxie,Germs vs…) . punk müzik kendini gösteriyordu ,asi duruşu ve umursamazlığı, tepkiye tepkiyle karşılık vermesi bir çok kesim tarafından hoş görülmez iken ,müzik dinleyicisi tarafından ve piyasasında yer edinmeye başlamıştı. Punk müziğin kökleri Mod ,Ska ve Dub’a uzanır. Aynı kültürden olmaları da bir ittifak ortamı yaratır ve hızlı yayılmasındaki en büyük etkende budur. O sıralar Amerika’da kendi punk gruplarını çıkartmaktaydı ve bunların da en iyi örneklerinden (Ramones ,Iggy Pop,Dead Kennedys ,Velvet Underground’ı) sayabiliriz. Amerikan punk’ı , bu kıtada fazla popülarite kazanamadı ve gruplarda Avrupa’da şanslarını denedi. Avrupa müzik sektörü yeni bir şeyler patlatmak zorunda idi 80’li yıllar gelmişti ve punk popüler bir müzik değildi. Diğer taraftan Amerika , Elvis Presley ile başlayan ve tüm dünyayı kasıp kavuran rock’n roll müziği Beatles’a kaptırmasını da hazmedemediğinden yeni bir star peşindeydi. İşte o star 5 siyah kardeşten oluşan Jackson 5 grubunun küçüğü Michael Jackson’dan başkası değildi. Gettoda büyümüş afroamerikan bu çocuğa yeni bir imaj ve sound gerekliydi ve dünya müzik tarihinin en çok para basan olayı yaratıldı. James Brown’un müziği ve dansı ile büyüyen Jackson ,onun danslarını kendi müziğine adapte ederek geliştirdi. Michael jackson’u zirveye taşıyan asıl neden dansları idi çünkü sesi fark yaratacak kadar güçlü değildi ,ancak pop müzik dünyasında yaptığı eserlerle fark yaratmayı bildi ve günümüze kadar gelen çok kaliteli işlere imza attı. Şu anda bile dünyadaki pop müzik sektöründe bu ticari başarıyı yakalayabilen olmadı. 80’li yılların pop müzik hareketinden çok ekmek yendi, kelimenin tam anlamıyla yapılacak her şey yapıldı, ve bunu gören diğer yatırımcılarda bu pazardan pay kapmak için müzik sektörüne yatırım yapmaya başladı ve büyük bir endüstri haline geldi. Punk ise popüler müzik listelerinde baş sıralarda yerini aldı . 90’lardaki Grunge müziği her ne kadar punk başlığı altında çıksada Amerikan sound u olduğundan Hippilere daha yakın kafada bir müzikti sözler ve yaşam biçimi de buna dahil. Kurt Cobaine’in ölümü insanlarda Sid Vicious yerine Jim Morisson etkisi yaratmıştır ki buda durumu açıklar. Nirvana’da bu sayede ticari bir olgu olmuştur. Bugünlerde Amerika müzik sektörü punk’tan devşirme grunge’tan bozma amerikan brit-rock (amerikan İngiliz rock) müziğini peynir ekmek gibi satıyorlar. Bizim Türk prodüktörler bu tarz ticari işleride biraz geç anladıklarından müzik sektörünü gittikçe uçuruma gönderiyorlar, ancak Türkiye sınırları içinde başarılı olabiliyorlar , bu da onların konu hakkındaki engin bilgisini gösteriyor. Nasıl olsa eurovision her yıl yapılıyor. Yabancı plak şirketleri bunun tam tersine anlaşma yaptıkları gruplara eurovision a katılmama şartı koşuyorlar, nedenini siz düşünün. Burada arzu edilen anti-popülerizm değil bu olguya daha gerçek ve samimi isimlerin dahil olması ve çeşitlilik, o zaman kalitede kendini göstercektir ve müzikten fazla anlamayan insanlara daha çok alternatif sunulacaktır.

TURKISH MUSIC HISTORY

The lack of good rock music and musical culture in Turkey can be counted by the number Turkish bands known all around the world.I believe no one can count even to 3 about this subject.Its not that there is no good music or good musicians in Turkey,its beacuse of the producers and their very small vision.In 1960,1970 and 1980 Turkish democracy had been cut with a very sharp knife of the military.The people who were elected those years to the government was not that good either.This was the main reason fort he delay of the start of rock music in this country.Although Turkey has the tradition and musical taste of both Europe and Anatolia,it became hard for people to play music,listen to the good bands all around the world.Those fascist regimes closed nearly all the doors for Turkish people to improve their cultures.There were a couple of good Turkish rock bands during the second half of the 1960s. Cem Karaca,Moğollar,Erkin Koray,3 Hürel,Baris Manco and Mavi Işıklar were some of them.Some of the lyrics of these bands songs had protested the bad things happening in the country especially the politics.The roots of their style was the traditional Anatolian music,so they called the music they played as “Anatolian Rock”.The crisis in Turkey in those years made these young groups to make this kind of music and they gained a lot of attention.The number of these bands increased a bit during the 1970s.Bunalimlar (a.k.a Grup Bunalim) was one of the bands of the 1970s that had some punk spirit,although they were known by very few people.The lack of substructure was a handicap for rock music in Turkey to improve itself paralel with world.It also improved in a very wrong way especially in the second half of the 1970s.1980s was a decade in the country where pirate vinyls and casettes entered the secene.Rock based and punk influenced music suddenly lost strength and left its place to the disco scene and kind of bands which imitated Abba etc very badly.These bands were only making arrangements on the known melodies,also some of them stole too much from this and that.Although the musiacal substructure in surf music has its roots in Turkish/Arab music and bands like The Ventures,Dick Dale had been very succesful by making the surf music, Turkish bands continued to gain popularity by imitating.There was no uniqueness in anything and no soul.Late 70s and 80s was the period,where people were introduced to Punk Rock,Mod,Ska,Retro,Funk,İn
die but nobody in Turkey were aware of this really.In 1968 TV broadcasting started in Turkey and until 1988-1989 there was only one channel.It was nearly impossible to follow the musical styles mentioned above and learn what they were about.1980 was the year that the worst militarist regime in the history of Turkey came to top.This took the less improved 20 years more back,those were very dark days.So many things changed in a very bad way and this went on until the late 80s.


GÖKHAN TUNÇİŞLER

PUNK GLOBE MAGAZINE / LOS ANGELES

TURKEY AND ROCK MUSIC (SEPTEMBER 12TH 1980)

It was September 1980…..With the decision of the military at one night,may people were arrested starting with the members of the government. Military was going to be the government starting from that night. The chaos in the country could be recognized in all areas of life both socially and economically.To this date people are not sure if this was good or not but in a country with military service as still an obligatory today it seems that most people are still comfortable with this happening.. Military was good as a force of defending the country but they were not good enough to manage the country instead of the government who were chosen by the people. To go outside at night was forbidden and nearly everybody was questioned about their lives,including musicians,artists of all type and the moviemakers. 16.000 people made to be out of border,lawsuits were prepared for more than 300.000 people and 200.000 of them were sentenced.At the end of the military regime there was a new goverment elected with the heavy control of military.This new government did not allow the artists and the educated people of the country to talk about the realities.These people had to be the victims of terrible political games in those days. They needed people who do not talk,who do not think,who do not ask about anything .This was strongly limited freedom for everybody in every way.The life in Turkey got back more than 20 years with these..The mivie industry was only making very low-quality erotic films and the music industry was full of music called “Arabesque” with full of stupid lyrics that did not lead anybody to think about anything really.Pirate records sector was growing fastly and no vinyls could enter the country.The bands of the 70s were forgotten easily,they could not make people listen to them anymore and some of them was trying to change their styles unsuccesfully.Although our represantatives were always in the last 5 in Eurvision,it was the most exciting musical event for everyone strangely. A huge amount of immigration started from the South-east parts of the country to the bigger cities especially in the north-west.These immigrants started to take role in the music industry one way or antoher putting their strength in full.Laws were not prıotecting the artists so at the end the the art in the whole country faced the biggest fall.Istanbul was like the Hollywood of America.It’s beacuse that the population İstanbul is more than 18 million peopleHard rock and heavy metals bands started as some underground acts towards the end of this decade.There were very few places to give concerts.Media also did not pay attention to this.The world was listening the music or living with the Technologies of the 80s at those dates,but in Turkey it was stil like the early 70s.Only the second hand shops helped some few people to learn what was going on around the world including music sector by selling some not very new magazines. Today İstanbul has more then 250 music studios,this number was less than 20 in the 80s.Until the 90s some undeground hard rock bands and heavy metal bands were the minor acts as rock music in the country.It was the 90s which would introduce Punk Rock to Turkey and real music was going to take back what was stolen from it!!……To be continued………….”


Gökhan Tunçişler

PUNK GLOBE MAGAZINE / LOS ANGELES

SANAT+POLİTİKA=GÜÇ







Bir ara şöyle bir rivayet vardı duyduğum, Beatles Türkiye’de konser vermiş. Adı üstünde rivayet hatta konser İzmir’de olmuş ama tanık olan kimseyi bulamadım, kendi ailem bile beni kandırıyor olamaz herhalde. Neyse aslı astarı olmayan bir haber, yıllardır duyarım. Gelmek istediğim konu şu 60’lı ve 70’li yıllarda Türkiye’de müzik ortamında ciddi bir potansiyel vardı ve dünya müzik piyasası ile eşdeğer kalitede müzik yapılmakta idi fakat Türkiye’de tam anlamıyla oturmuş bir sektör olmadığından sanatçılar kendi çevrelerinde işi kotarmaya çalışıyorlardı buda çok ileri adım atmalarını engelliyordu. Erkin Koray, Moğollar, Barış Manço, Cem Karaca vs.. gibi isimler yurt dışında birçok insana seslerini duyurmayı başarmıştı. Bugün sektörde harcanan tonla paraya rağmen hala yurt dışında albüm yapamayan müzik sektörünün kurbanları ,yaptıkları müziğin kalitesizliği yüzünden ülke popülaritesini de ayaklar altına aldılar.

Tabi ki buna en büyük etkenlerden biride ülke politikasıdır ,geçmişe bakıldığında darbeler yaşanmış ,ekonomik sıkıntılar çekilmiş fakat bunu fırsat bilen dolandırıcılarda ortalıkta türemeye başlamıştı ,1970’li yollara bakıldığında sanat alanında birçok başarılı iş ortaya çıkmış müzik sektörü rock ve pop müzikte atılım yaparken sinema ve tiyatro da aynı kalitede çizgisini bozmamış çok başarılı yönetmenler,oyuncular ve tiyatrocular yetişmiş. Bu isimleri saymakla bitmez tabi ama bazılarını bir hatırlayalım ; Ajda Pekkan, Neşe Karaböcek , Füsun Önal, Ömür Göksel, Berkant, Yeliz, Tanju Okan,Mavi Işıklar, Beyaz Kelebekler,Volkanlar,Apaşl
ar,Cahit Oben sayacağımız birkaç isim.



Fakat 80’li yıllara gelindiğinde olayda birtakım değişiklikler yapılmaya başlandı ,darbenin getirdiği yoksulluk ve İstanbul’a artan göç değişik talepleride beraberinde getirdi. Sinema sektörü sokaklardaki cinsel tacizi azaltmak için erotik filmler çekmeye başladı ve tiyatroda bundan nasibini aldı, müzik ise o dönemler Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki yada İMÇ denilen yani Unkapanı’nda bulunan plakçılar çarşısında sektörleşmişti, bu işlerin başındaki patronlarda gazino ,pavyon sahipleri yada güneydoğudan gelen toprak sahipleri idi, hal böyle olunca kültürel bir değişimde kaçınılmazdı. Eskinin pop sanatçıları birden gözden düşmüş yada türkü ve arabesk müzik yapmaya zorlanmışlardı, birçoğu da bunu yapmak zorunda kaldı çünkü tek kazançları müzik yapmaktı fakat İstanbul’daki potansiyel bu müzik için az olduğundan kırsal bölgelerden türkücü ve arabesk söyleyen kişiler almaya başladık ve İbrahim Tatlıses ,Müslüm Gürses, Emrah, Ceylan vs. birçok yeni yüzle tanıştı Türkiye .

O yıllar en acı olaylardan biride artık plak basımının iptali oldu, kaset daha ucuz ve maliyeti az olduğundan bu yöne kayıldı ve korsan müzik sektörüde bu şekilde başlamış oldu. Bu arada dünyada hala yeni çıkan sanatçıların plakları da basılmakta. O dönemler arabesk müziği eleştiren entelektüel kesim bugün baktığımızda tekrar popülarite kazanan bu müzikle eğlence mekanlarında kurtlarını döker vaziyette görülür, rock müzik diye lanse edilen ama uzaktan yakından alakası olmayan Duman grubuda arabesk müzik yapmaktadır, bunun sebebi Türk insanının ne yazık ki müzik kültürünün olmayışıdır ve farklı müzik tarzlarına adapte olması çok zordur. O sıralar TRT ise Eurovision ile yurt dışında ülke prestijini kurtarmak için çaba sarf etmekte idi ,ama ne yazık ki olayın politik bir yarışma olduğunu biraz geç anladılar fakat ısrarla hala yarışmaya önem vermeye devam ediyorlar ve bizim gruplarımızda telef oluyor bu sayede. Avrupa müzik sektöründe plak şirketlerinin anlaşmalarında bir madde bulunur ´´ hiçbir şekilde Eurovision şarkı yarışmasına katılmayacaksın ´´ bunun sebebi firmanın prestij kaybetmesidir. Bizde Sertap Erener 1. olduktan sonra Avrupa’ya albüm için gitti ve aynen geri döndü ve artık Türkiye’de de müzik yapmıyor aynı olayı diğer seneler katılan gruplarda yaptı ve şu an hiçbiri piyasada yoklar, bu yüzden eskiden beri bildiğim ve iyi müzik yaptıklarına inandığım Mor ve Ötesi’ne de bundan sonraki hayatlarında başarılar diliyorum.

Yurt dışındada olay bu şekilde işliyor, bugüne kadar dünya pazarında ün yapmış birinci hatırlıyormusunuz?

1974 yılında İsveç’i temsil eden Abba grubu dışında dünya pazarına girmiş hiçbir grup olmadı,hatta kendileri geçtiğimiz yıllarda platinyum plak alarak dünyada en çok satan albümler arasına girdiler.





Türkiye’de sektör hala aynı kafa ile işliyor ,ortalama 80 yıllık bir zaman dilimini düşünürsek bir tek sanatçıyı dahil dünyaya tanıtamamak çok ironik bir durum . müzik ile ilgili olanlar bilir Amerika’da Atlantic Records’un kurucusu Ahmet Ertegün kimdir. 31 Temmuz 1923′te İstanbul’da doğan Ertegün, Büyükelçi Mehmet Münir Ertegün’ün oğluydu. Babasının görevi dolayısıyla İsviçre, Paris, Londra ve Washington’da eğitim gören Ertegün, 1947 yılında dişçisinden 10 bin dolar alarak kurduğu Atlantic Records’u dünyanın en önemli müzik şirketleri arasına sokmayı başardı. Keşfettiği dünyaca ünlü sanatçılardan bazıları ise şunlardı; Ray Charles, Big Jue Turner, Ruth Brown, La Vern Baker, The Clovers, The Drifters, John Coltrane, Ben E. King, Bobby Darin, Sonny & Cher, Aretha Franklin, Otis Redding, Solomon Burke, Wilson Pickett, Led Zeppelin, Eric Clapton, Crosby Stills Nash & Young, The Rolling Stones, Bette Midler, Roberta Flack, Phil Collins bulunuyor. 14 aralık 2006 yılında hayata gözlerini yuman dünyanın efsane isimlerinden biri tüm dünyada saygı ile anıldı. Ve Arif Mardin London School of Economics’te iş idaresi eğitimi aldi. Daha sonra Berklee Koleji’nde müzik eğitimi gören Mardin, Qincy Jones bursunu kazandı. Kariyerine 1963 yılında Atlantic Records şirketinde Nasuhi Ertegün ile çalışarak başlayan Arif Mardin, aynı şirkete 1969 yılındada başkan yardımcısı oldu.Ahmet Ertegün ve yapımcı Jerry Wexler ile birçok projede birlikte çalışan Arif Mardin, 2001 yılında Atlantic Records’tan ayrıldı ve kendi markası olan Manhattan/EMI Records için çalışmalara başladı.Mardin, şarkıcı Norah Jones’u bu dönemde büyük üne kavuşturdu. 40 yılı aşkın sürelik kariyeri boyunca 40 altın ve platin albüm ödülü kazanan Mardin, 15 kez aday gösterildiği Grammy ödülünü 12 kez kazandı.

Mardin, Bee Gees, Bette Midler, Diane Ross, Aretha Franklin, Barbara Streisend,Phil Collins, Jewel, Chaka Khan ve son olarak Norah Jones gibi çok sayıda ünlü sanatçıyla çalıştı, prodüksiyon ve müzik aranjmanlarını yaptı.Müzik alanında pek çok kez onurlandırılan Arif Mardin, müzik endüstrisine önemli katkılarından dolayı şubat 2001′de NARAS (National Recording Academy of Arts and Sciences) Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü de değer görüldü. 26 Haziran 2006′da kansere yenik düştü.

Peki bu kişilerin hiç mi kafaları çalışmıyordu da Türkiye’den bir kişiye bile destek olmadılar?

İşte bu ve bunun gibi kişileri yada olaylara daha dikkatli bakıldığında ülkemizde aslında nasıl değerli insanlar olduğunu anlayabiliriz ,sadece biraz araştırma yeterli olur. Bugün müzik sektörünü elinde tutan insanlarda 70 milyonu basit ve ucuz işlerle kandıramaz hale gelirler . mesela Kral tv müzik ödüllerine bakalım ,başkada yok zaten. Kategorisi olmayan bir müzik yarışmasıdırki bunda da birinciyiz. Müzik yarışmasının mantığı farklı kategorilerde ödüller vermektir ama bizde sadece pop,arabesk ve son yıllarda rock müzik ten başka kategori yok ,sanırım ödül verecek kimse de kalmadığından iptal oldu artık .

Kültür ve sanat değişmez bir bütündür ,kimseye entelektüel olun denmiyor fakat içi boş şeylerle dolandırıldığınızın farkına varılması bile bir şeydir.



Kaliteli müzik dinleyin,iyi gelir.


SERBEST DÜŞÜŞ //Gökhan Tunçişler

90 KUŞAĞI PUNK


90 KUŞAĞI PUNK

Türkiye'de tam anlamiyla bilinmeyen, yoruma açik ve Avrupa'da isçi sinifi hareketi olarak bilinen Punk kültürünü, ülkemiz sinirlari içinde yasayan insanlara aktarmak zordu. Ülkeye geç gelen bir müzik olmasi da buna bir etkendir...
» » »
90'li yillara girmeye yakin Punk müzigindeki hareketlenme ve bu müzigin bilincinde olan kisilerin çabalariyla, müzik gruplari, fanzinler ve ikinci el giyim üzerine ciddi isler yapilmaya baslandi. O dönemler bu islerin içinde bulunan kisilerin bilinci hangi ülkede olduklarinin farkinda olmalariydi ve bu bilinçle hiçbir zaman alt sinif yada orta sinifin bu kültüre dahil olamayacaginin da farkindalardi. Genelde herkes dogru bildigi isi hakkini vererek yapti ve basarili oldu. Günümüzde popüler kültürün kurbani kisilerce bu basarilarin pek bir anlami olmayabilir, bunun sebebi, basariyi ticari kazançla ölçmelerinden kaynaklanmaktadir. O dönemki gruplarda basarili olma sebeplerinden biride buydu, ticari kaygi olmayisi. Günümüzde müzik yapanlar sanki Ingiliz sömürgesi bir ülkenin gruplari gibi davranmalari ve taklit etmeleri yani kopyala-yapistir yöntemiyle müzik yapmalari, onlari begenmedikleri popüler piyasadaki insanlardan pek de ayirmaz.

Sonuçta her ülke kendi punk kültürünü kendi yaratir ve kendi yasar kimse bunu sorgulayamaz. Bunun için temel kurallar yoktur, saçinin sekli yada t-shirt ünün rengi önemli degildir. Punk bir tepkidir ve bunu ifade etmek sana kalmistir. Hareketi görürsün ve eylemini yaparsin, müzik, resim veya yaziyla yada bunun gibi seylerle. Yapilan islerin punk felsefesine yada kültürüne ait oldugunu belirlemek için Dadaizm veya Nihilizm'den derin bir sekilde anlatima gerek yoktur. Gerçek olan kendini zaten ifade edebilir. 90 kusaginin Türk punk gruplarina bakildiginda sadelik ve kendi halinde durusu ön planda idi, bu durusta onlari popülariteden uzak tutmaktaydi. Ne medya nede plak sirketleri bu konuda bilgisiz oldugundan, herhangi bir talep ortami da yaratilmiyordu. Bu sayede gruplarda, kafalari rahat müzikleri ile ugrasmaktaydi. O dönem çok sayida fanzin çikmis olmasida, punk müzigin taninmasinda büyük rol oynar. Bir zarf ve damga pulu ile haberlesilen günlerde punk müzigin bu kadar ses getirmesi, diger müzik gruplarina nazaran yaptiklari isi ciddiye almalarindan kaynaklanir. Özal döneminin gençleri olmamiza ragmen Amerika ve Avrupa müzigini taklit etmek yerine, yurt disinda Türk Punk (Turkish Punkesta) adini tanidilar. Bu iliskilerin gelismesiyle birçok grup kayitlarini yurt disinda yayinlama sansi yakaladi, ayni sekilde yabanci gruplarda Türkiye'de demolarini yayinlayabiliyordu. Punk akiminin modasi ise, günümüzdeki pahali markalarin punk modasi adi altinda sattiklari giysiler yerine 2.el giyim ve sadelik göze çarpmaktaydi, kendi kiyafetlerini yapmak ( pantolonda bir zincir yada gömlek üstüne rozet veya bir patche takmak ) abartidan uzak durmak, yapilan müzigede uygun olandi. Bütün bu olaylar aslina bakildiginda kisa sayilabilecek bir zaman diliminde gerçeklesti ve bitti. Günümüzde o gruplar yada kisiler diye bahsedilmesi, su anda pek bir sey olmadiginin da kanitidir. Teknolojinin insanlari üretkenlikten düsürmesi, eskileri sadece anarak üzerine bir tas koymamalari, artik bütün dünyada yasanan bir olay.
-Türkiye'de Punk müzik yapilir mi ?
-Çoktan yapildi ve bitti.

KADIKÖY 90’LAR




İstanbul’a bakıldığında kime sorsanız kültür merkezi olarak Taksim’i gösterir, tabi bunu söyleyenler Anadolu yakasında oturmamış yada şehir dışından gelme gençlerdir. Şuna dikkat ettim, şehir dışından gelen gençlerin neredeyse tamamı Anadolu yakasını İstanbul’dan saymıyor, tabii bu onların ayıbı ve cehaleti fakat şunu bilmiyorlar ki Kadıköy ve Kadıköy kültürü olmasaydı bugün taksimde bu kadar mekan yada etkinlik alanları olmazdı. 1990’ların başına gidelim Kadıköy Akmar pasajı insanların buluşabilecekleri tek mekan içinde neler var, müzik dükkanları Pentagram, Hammer müzik, Zihni müzik, Atlantis ,Villa cafe, Takıntı, pasajın en sonunda bir resim galerisi ve hiçbir zaman steril olmayan pasaj tuvaleti. Kapının önüne çıkıldığında solda gıda ihtiyacını karşılayan pideci sağda ise alkol tüketimi için bir tekel bayii, bunların yanı sıra üst kata çıkarsanız tamamı sahaf ve kitapçılarla dolu bir mekanla karşılaşırsınız. İşte bu kadar küçük bir alanda birçok şeye ulaşabilme imkanı, ama bununla da bitmiyor PTT sokağı diye de tabir ettiğimiz sokağın içinde daha belediyenin el atmadığı zamanlar yerlerde açılan tezgahlarda da birçok şeyi bulmak mümkündü, kaset, dergi, el yapımı takılar, elbiseler vs…bunlar Akmar pasajında olanlardı ,biraz çıkıp yukarı yürüdüğünüzde Hippi’lerin Woodstock cafesi karşınıza çıkar hemen arka sokağında Gizem cafe ’’çiftlerin buluşma noktası’’ ve Moda’ya doğru ilerlediğinizde Glam Rock’çıların mekanı Rock Cafe. Yanlış hatırlamıyorsam 1995 yılında da tarihi moda iskelesinde Avam Kamarası açılmıştı ve tarihinde yapılmış en radikal hareketlerden biri olmuştur, sabit olmayan bir rock bar zaman zaman 24 saat bile açık olduğu olurdu, tayfa dolunca denize açılır üst katta bira içip güneşlenenler alt katta Mehmet’in (underground) çaldıklarıyla pogo yapanlar. Avam kamarasının kısa ömürlü oluşu herkesi derinden yaraladı ve Su Aygırlarına göç başladı, Kadıköy mendireğinden Haydarpaşa garına ve diğer taraftan Sultan Ahmet manzarasına karşı içilen içkiler ve muhabbetlerde bir başka olurdu. Bahar mevsiminin vazgeçilmez mekanı hasır çay bahçesi ve platform ,konser organizasyonlarının, şarkı sözlerinin ve fanzinlerin fikir ve tasarım aşamasında ortaya çıktığı bir nevi ofis ortamı. Buradaki çay simit ortamından sonra basket sahasında yapılan maçlar ’’ genelde müzik grupları arasında yapılırdı’’ . müzik gruplarından konu açılmışken Anadolu yakasını beğenmeyenlere cevap buradan çıkan gruplar sayesinde taksim mekanları ve insanları müzik dinler oldu (Pentagram , Whiskey, Mavi Sakal, Kesmeşeker, Rashit, Athena, Radikal Noise, Necrosis ,Kargo ) bazı önemli isimler. Birçok farklı müzik kültürünü ve tarzını yapan bu grupların bir arada olmaları da birbirlerini olumlu anlamda tetikleyici bir unsur olmuştur ve bu sayede Kadıköy’den her zaman iyi ve kaliteli gruplar çıkmıştır. Ne tarz yaptığına bakmadan destek amaçlı birbirlerinin konserlerine giderek ve demolarını satın alarak underground piyasada hareketli bir ortam yaratmışlardır. Kadıköy seyircisinin de ayrı bir yeri vardır, genelde Taksim’de olan hatta şehir dışı konserlerinde bile gruplarını yalnız bırakmayıp desteklediler, işte kadıköy’lü olmak böyle bir şey olmalı. Daha çok müziğin içinden beslenen ve bu sayede ortak paylaşımlar yaratılan bu ortamda hemen herkes bir şeylerle ilgilenmekteydi yada ilgiye sevk etmekteydi. Mesela gruplar müzik yaparken birileri de bunu haber yapardı ve fanzinler çıkardı, fotoğrafa ilgisi olanlarda hatta bugünün profesyonel fotoğrafçıları ilk denemelerini grup ve Kadıköy fotoğrafları ile yapmışlardır. Fanzinler çok çeşitli idi siyasi,müzik,karikatür ve şiir gibi içerikleri vardı ,şu an aklıma gelenler A5 Terör ve Kaşarlanmış G5. O dönemin ilk müzik stüdyoları başta Akbaba grubunun Atlantis stüdyosu ,rutubet yüzünden prova sonunda küflenip çıkardık,sonra Dino st. ,Yeşil Kart,Bahariye’de EMY ve Ekol stüdyosu ilkler arasında olanlar bide Bağdat caddesinde stüdyo 18. bu günkü gençlere baktığımızda pek de ne olduklarını anlayamıyoruz nasıl bir müzik akımına mensup nasıl yaşar takılır gibi,belki onlarda ne yaptıklarının farkında değiller ama eskiden dışardan bakıldığında herkes kimliğini net bir şekilde çekinmeden belli ediyordu aslında düşüncelerini ve fikirlerini olduğu gibi dışa yansıtıyorlardı bu sebeple kimin ne olduğu rahatça anlayabilirdiniz. Kadıköy’de bir tarafta Glam’ciler daha bakımlı dış görünüşe önem veren, Trash ve Death Metal’ciler her zaman siyah ve uzun saçlar ama renkli kişilikler Black Metal’ciler de görüntü olarak benzeseler de onlar daha gotik ve gizemli bir duruş sergiler. Az da olsa Hippi bir tayfa vardı ,bu çiçek çocuklar kendi hallerinde takılır kimseye bulaşmaz daha çok ev ortamlarını tercih ederlerdi, Punk’lar ortamın renkli karakterleri ,sisteme, düzene ve beğenmedikleri her şeye hep anti bir duruş. Hard-Core tayfasına punk’un XL hali de denebilir. Bir de yeşil parkalı solcu anarşist bir tayfa vardır, bunlar daha çok okur-yazar bir kesimdir. Aslında daha da detaya inmek gerekirse anlatacak çok şeyler var ,bugün sadece bu bahsettiğim yerlere bir bakarsanız yerlerinde neler ve kimler olduğunu göreceksiniz, önemsiz gibi gözükse de 90’ları dolu dolu yaşayanların son kuşak olduğunu ve pek de o dönemi boş geçirmediğimizi bilir. Şimdiki nesile ise birileri akıl fikir versin, çünkü asıl kayıp gençlik 2000’li yılların gençleri…



Tüm Kadıköy tayfasına saygılarımla