31 Mart 2009 Salı

SANAT+POLİTİKA=GÜÇ







Bir ara şöyle bir rivayet vardı duyduğum, Beatles Türkiye’de konser vermiş. Adı üstünde rivayet hatta konser İzmir’de olmuş ama tanık olan kimseyi bulamadım, kendi ailem bile beni kandırıyor olamaz herhalde. Neyse aslı astarı olmayan bir haber, yıllardır duyarım. Gelmek istediğim konu şu 60’lı ve 70’li yıllarda Türkiye’de müzik ortamında ciddi bir potansiyel vardı ve dünya müzik piyasası ile eşdeğer kalitede müzik yapılmakta idi fakat Türkiye’de tam anlamıyla oturmuş bir sektör olmadığından sanatçılar kendi çevrelerinde işi kotarmaya çalışıyorlardı buda çok ileri adım atmalarını engelliyordu. Erkin Koray, Moğollar, Barış Manço, Cem Karaca vs.. gibi isimler yurt dışında birçok insana seslerini duyurmayı başarmıştı. Bugün sektörde harcanan tonla paraya rağmen hala yurt dışında albüm yapamayan müzik sektörünün kurbanları ,yaptıkları müziğin kalitesizliği yüzünden ülke popülaritesini de ayaklar altına aldılar.

Tabi ki buna en büyük etkenlerden biride ülke politikasıdır ,geçmişe bakıldığında darbeler yaşanmış ,ekonomik sıkıntılar çekilmiş fakat bunu fırsat bilen dolandırıcılarda ortalıkta türemeye başlamıştı ,1970’li yollara bakıldığında sanat alanında birçok başarılı iş ortaya çıkmış müzik sektörü rock ve pop müzikte atılım yaparken sinema ve tiyatro da aynı kalitede çizgisini bozmamış çok başarılı yönetmenler,oyuncular ve tiyatrocular yetişmiş. Bu isimleri saymakla bitmez tabi ama bazılarını bir hatırlayalım ; Ajda Pekkan, Neşe Karaböcek , Füsun Önal, Ömür Göksel, Berkant, Yeliz, Tanju Okan,Mavi Işıklar, Beyaz Kelebekler,Volkanlar,Apaşl
ar,Cahit Oben sayacağımız birkaç isim.



Fakat 80’li yıllara gelindiğinde olayda birtakım değişiklikler yapılmaya başlandı ,darbenin getirdiği yoksulluk ve İstanbul’a artan göç değişik talepleride beraberinde getirdi. Sinema sektörü sokaklardaki cinsel tacizi azaltmak için erotik filmler çekmeye başladı ve tiyatroda bundan nasibini aldı, müzik ise o dönemler Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki yada İMÇ denilen yani Unkapanı’nda bulunan plakçılar çarşısında sektörleşmişti, bu işlerin başındaki patronlarda gazino ,pavyon sahipleri yada güneydoğudan gelen toprak sahipleri idi, hal böyle olunca kültürel bir değişimde kaçınılmazdı. Eskinin pop sanatçıları birden gözden düşmüş yada türkü ve arabesk müzik yapmaya zorlanmışlardı, birçoğu da bunu yapmak zorunda kaldı çünkü tek kazançları müzik yapmaktı fakat İstanbul’daki potansiyel bu müzik için az olduğundan kırsal bölgelerden türkücü ve arabesk söyleyen kişiler almaya başladık ve İbrahim Tatlıses ,Müslüm Gürses, Emrah, Ceylan vs. birçok yeni yüzle tanıştı Türkiye .

O yıllar en acı olaylardan biride artık plak basımının iptali oldu, kaset daha ucuz ve maliyeti az olduğundan bu yöne kayıldı ve korsan müzik sektörüde bu şekilde başlamış oldu. Bu arada dünyada hala yeni çıkan sanatçıların plakları da basılmakta. O dönemler arabesk müziği eleştiren entelektüel kesim bugün baktığımızda tekrar popülarite kazanan bu müzikle eğlence mekanlarında kurtlarını döker vaziyette görülür, rock müzik diye lanse edilen ama uzaktan yakından alakası olmayan Duman grubuda arabesk müzik yapmaktadır, bunun sebebi Türk insanının ne yazık ki müzik kültürünün olmayışıdır ve farklı müzik tarzlarına adapte olması çok zordur. O sıralar TRT ise Eurovision ile yurt dışında ülke prestijini kurtarmak için çaba sarf etmekte idi ,ama ne yazık ki olayın politik bir yarışma olduğunu biraz geç anladılar fakat ısrarla hala yarışmaya önem vermeye devam ediyorlar ve bizim gruplarımızda telef oluyor bu sayede. Avrupa müzik sektöründe plak şirketlerinin anlaşmalarında bir madde bulunur ´´ hiçbir şekilde Eurovision şarkı yarışmasına katılmayacaksın ´´ bunun sebebi firmanın prestij kaybetmesidir. Bizde Sertap Erener 1. olduktan sonra Avrupa’ya albüm için gitti ve aynen geri döndü ve artık Türkiye’de de müzik yapmıyor aynı olayı diğer seneler katılan gruplarda yaptı ve şu an hiçbiri piyasada yoklar, bu yüzden eskiden beri bildiğim ve iyi müzik yaptıklarına inandığım Mor ve Ötesi’ne de bundan sonraki hayatlarında başarılar diliyorum.

Yurt dışındada olay bu şekilde işliyor, bugüne kadar dünya pazarında ün yapmış birinci hatırlıyormusunuz?

1974 yılında İsveç’i temsil eden Abba grubu dışında dünya pazarına girmiş hiçbir grup olmadı,hatta kendileri geçtiğimiz yıllarda platinyum plak alarak dünyada en çok satan albümler arasına girdiler.





Türkiye’de sektör hala aynı kafa ile işliyor ,ortalama 80 yıllık bir zaman dilimini düşünürsek bir tek sanatçıyı dahil dünyaya tanıtamamak çok ironik bir durum . müzik ile ilgili olanlar bilir Amerika’da Atlantic Records’un kurucusu Ahmet Ertegün kimdir. 31 Temmuz 1923′te İstanbul’da doğan Ertegün, Büyükelçi Mehmet Münir Ertegün’ün oğluydu. Babasının görevi dolayısıyla İsviçre, Paris, Londra ve Washington’da eğitim gören Ertegün, 1947 yılında dişçisinden 10 bin dolar alarak kurduğu Atlantic Records’u dünyanın en önemli müzik şirketleri arasına sokmayı başardı. Keşfettiği dünyaca ünlü sanatçılardan bazıları ise şunlardı; Ray Charles, Big Jue Turner, Ruth Brown, La Vern Baker, The Clovers, The Drifters, John Coltrane, Ben E. King, Bobby Darin, Sonny & Cher, Aretha Franklin, Otis Redding, Solomon Burke, Wilson Pickett, Led Zeppelin, Eric Clapton, Crosby Stills Nash & Young, The Rolling Stones, Bette Midler, Roberta Flack, Phil Collins bulunuyor. 14 aralık 2006 yılında hayata gözlerini yuman dünyanın efsane isimlerinden biri tüm dünyada saygı ile anıldı. Ve Arif Mardin London School of Economics’te iş idaresi eğitimi aldi. Daha sonra Berklee Koleji’nde müzik eğitimi gören Mardin, Qincy Jones bursunu kazandı. Kariyerine 1963 yılında Atlantic Records şirketinde Nasuhi Ertegün ile çalışarak başlayan Arif Mardin, aynı şirkete 1969 yılındada başkan yardımcısı oldu.Ahmet Ertegün ve yapımcı Jerry Wexler ile birçok projede birlikte çalışan Arif Mardin, 2001 yılında Atlantic Records’tan ayrıldı ve kendi markası olan Manhattan/EMI Records için çalışmalara başladı.Mardin, şarkıcı Norah Jones’u bu dönemde büyük üne kavuşturdu. 40 yılı aşkın sürelik kariyeri boyunca 40 altın ve platin albüm ödülü kazanan Mardin, 15 kez aday gösterildiği Grammy ödülünü 12 kez kazandı.

Mardin, Bee Gees, Bette Midler, Diane Ross, Aretha Franklin, Barbara Streisend,Phil Collins, Jewel, Chaka Khan ve son olarak Norah Jones gibi çok sayıda ünlü sanatçıyla çalıştı, prodüksiyon ve müzik aranjmanlarını yaptı.Müzik alanında pek çok kez onurlandırılan Arif Mardin, müzik endüstrisine önemli katkılarından dolayı şubat 2001′de NARAS (National Recording Academy of Arts and Sciences) Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü de değer görüldü. 26 Haziran 2006′da kansere yenik düştü.

Peki bu kişilerin hiç mi kafaları çalışmıyordu da Türkiye’den bir kişiye bile destek olmadılar?

İşte bu ve bunun gibi kişileri yada olaylara daha dikkatli bakıldığında ülkemizde aslında nasıl değerli insanlar olduğunu anlayabiliriz ,sadece biraz araştırma yeterli olur. Bugün müzik sektörünü elinde tutan insanlarda 70 milyonu basit ve ucuz işlerle kandıramaz hale gelirler . mesela Kral tv müzik ödüllerine bakalım ,başkada yok zaten. Kategorisi olmayan bir müzik yarışmasıdırki bunda da birinciyiz. Müzik yarışmasının mantığı farklı kategorilerde ödüller vermektir ama bizde sadece pop,arabesk ve son yıllarda rock müzik ten başka kategori yok ,sanırım ödül verecek kimse de kalmadığından iptal oldu artık .

Kültür ve sanat değişmez bir bütündür ,kimseye entelektüel olun denmiyor fakat içi boş şeylerle dolandırıldığınızın farkına varılması bile bir şeydir.



Kaliteli müzik dinleyin,iyi gelir.


SERBEST DÜŞÜŞ //Gökhan Tunçişler

Hiç yorum yok: