
İstanbul’a bakıldığında kime sorsanız kültür merkezi olarak Taksim’i gösterir, tabi bunu söyleyenler Anadolu yakasında oturmamış yada şehir dışından gelme gençlerdir. Şuna dikkat ettim, şehir dışından gelen gençlerin neredeyse tamamı Anadolu yakasını İstanbul’dan saymıyor, tabii bu onların ayıbı ve cehaleti fakat şunu bilmiyorlar ki Kadıköy ve Kadıköy kültürü olmasaydı bugün taksimde bu kadar mekan yada etkinlik alanları olmazdı. 1990’ların başına gidelim Kadıköy Akmar pasajı insanların buluşabilecekleri tek mekan içinde neler var, müzik dükkanları Pentagram, Hammer müzik, Zihni müzik, Atlantis ,Villa cafe, Takıntı, pasajın en sonunda bir resim galerisi ve hiçbir zaman steril olmayan pasaj tuvaleti. Kapının önüne çıkıldığında solda gıda ihtiyacını karşılayan pideci sağda ise alkol tüketimi için bir tekel bayii, bunların yanı sıra üst kata çıkarsanız tamamı sahaf ve kitapçılarla dolu bir mekanla karşılaşırsınız. İşte bu kadar küçük bir alanda birçok şeye ulaşabilme imkanı, ama bununla da bitmiyor PTT sokağı diye de tabir ettiğimiz sokağın içinde daha belediyenin el atmadığı zamanlar yerlerde açılan tezgahlarda da birçok şeyi bulmak mümkündü, kaset, dergi, el yapımı takılar, elbiseler vs…bunlar Akmar pasajında olanlardı ,biraz çıkıp yukarı yürüdüğünüzde Hippi’lerin Woodstock cafesi karşınıza çıkar hemen arka sokağında Gizem cafe ’’çiftlerin buluşma noktası’’ ve Moda’ya doğru ilerlediğinizde Glam Rock’çıların mekanı Rock Cafe. Yanlış hatırlamıyorsam 1995 yılında da tarihi moda iskelesinde Avam Kamarası açılmıştı ve tarihinde yapılmış en radikal hareketlerden biri olmuştur, sabit olmayan bir rock bar zaman zaman 24 saat bile açık olduğu olurdu, tayfa dolunca denize açılır üst katta bira içip güneşlenenler alt katta Mehmet’in (underground) çaldıklarıyla pogo yapanlar. Avam kamarasının kısa ömürlü oluşu herkesi derinden yaraladı ve Su Aygırlarına göç başladı, Kadıköy mendireğinden Haydarpaşa garına ve diğer taraftan Sultan Ahmet manzarasına karşı içilen içkiler ve muhabbetlerde bir başka olurdu. Bahar mevsiminin vazgeçilmez mekanı hasır çay bahçesi ve platform ,konser organizasyonlarının, şarkı sözlerinin ve fanzinlerin fikir ve tasarım aşamasında ortaya çıktığı bir nevi ofis ortamı. Buradaki çay simit ortamından sonra basket sahasında yapılan maçlar ’’ genelde müzik grupları arasında yapılırdı’’ . müzik gruplarından konu açılmışken Anadolu yakasını beğenmeyenlere cevap buradan çıkan gruplar sayesinde taksim mekanları ve insanları müzik dinler oldu (Pentagram , Whiskey, Mavi Sakal, Kesmeşeker, Rashit, Athena, Radikal Noise, Necrosis ,Kargo ) bazı önemli isimler. Birçok farklı müzik kültürünü ve tarzını yapan bu grupların bir arada olmaları da birbirlerini olumlu anlamda tetikleyici bir unsur olmuştur ve bu sayede Kadıköy’den her zaman iyi ve kaliteli gruplar çıkmıştır. Ne tarz yaptığına bakmadan destek amaçlı birbirlerinin konserlerine giderek ve demolarını satın alarak underground piyasada hareketli bir ortam yaratmışlardır. Kadıköy seyircisinin de ayrı bir yeri vardır, genelde Taksim’de olan hatta şehir dışı konserlerinde bile gruplarını yalnız bırakmayıp desteklediler, işte kadıköy’lü olmak böyle bir şey olmalı. Daha çok müziğin içinden beslenen ve bu sayede ortak paylaşımlar yaratılan bu ortamda hemen herkes bir şeylerle ilgilenmekteydi yada ilgiye sevk etmekteydi. Mesela gruplar müzik yaparken birileri de bunu haber yapardı ve fanzinler çıkardı, fotoğrafa ilgisi olanlarda hatta bugünün profesyonel fotoğrafçıları ilk denemelerini grup ve Kadıköy fotoğrafları ile yapmışlardır. Fanzinler çok çeşitli idi siyasi,müzik,karikatür ve şiir gibi içerikleri vardı ,şu an aklıma gelenler A5 Terör ve Kaşarlanmış G5. O dönemin ilk müzik stüdyoları başta Akbaba grubunun Atlantis stüdyosu ,rutubet yüzünden prova sonunda küflenip çıkardık,sonra Dino st. ,Yeşil Kart,Bahariye’de EMY ve Ekol stüdyosu ilkler arasında olanlar bide Bağdat caddesinde stüdyo 18. bu günkü gençlere baktığımızda pek de ne olduklarını anlayamıyoruz nasıl bir müzik akımına mensup nasıl yaşar takılır gibi,belki onlarda ne yaptıklarının farkında değiller ama eskiden dışardan bakıldığında herkes kimliğini net bir şekilde çekinmeden belli ediyordu aslında düşüncelerini ve fikirlerini olduğu gibi dışa yansıtıyorlardı bu sebeple kimin ne olduğu rahatça anlayabilirdiniz. Kadıköy’de bir tarafta Glam’ciler daha bakımlı dış görünüşe önem veren, Trash ve Death Metal’ciler her zaman siyah ve uzun saçlar ama renkli kişilikler Black Metal’ciler de görüntü olarak benzeseler de onlar daha gotik ve gizemli bir duruş sergiler. Az da olsa Hippi bir tayfa vardı ,bu çiçek çocuklar kendi hallerinde takılır kimseye bulaşmaz daha çok ev ortamlarını tercih ederlerdi, Punk’lar ortamın renkli karakterleri ,sisteme, düzene ve beğenmedikleri her şeye hep anti bir duruş. Hard-Core tayfasına punk’un XL hali de denebilir. Bir de yeşil parkalı solcu anarşist bir tayfa vardır, bunlar daha çok okur-yazar bir kesimdir. Aslında daha da detaya inmek gerekirse anlatacak çok şeyler var ,bugün sadece bu bahsettiğim yerlere bir bakarsanız yerlerinde neler ve kimler olduğunu göreceksiniz, önemsiz gibi gözükse de 90’ları dolu dolu yaşayanların son kuşak olduğunu ve pek de o dönemi boş geçirmediğimizi bilir. Şimdiki nesile ise birileri akıl fikir versin, çünkü asıl kayıp gençlik 2000’li yılların gençleri…
Tüm Kadıköy tayfasına saygılarımla
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder