Eurovision’dan alınan 3.lükle bir gaza gelip tekrar TRT ekranına kilitlenmemiz,ardından Sertap Erener’in 1.lik zaferi ile sokaklara dökülmemiz ve son olarakda Athena ile Avrupalı duruşumuzu göstermemiz Sibel Tüzün’lede son buldu. Pop star yarışmalarından star adaylarına da pek gerek yok kime ne starı arıyoruz, Tarkan yeter bizlere. Bu arada insanların devlete yaptığı sms yardımları cabası. Bir kültür ve sanat dalı olan müzik Türkiye’de nasıl işliyor, kimler yönetiyor.
Kesin bir belge bulunmamakla beraber zamanında Pavarotti’yi Ankara Devlet Konservatuarı sınavlarından bırakmış olmamız yada Goran Bregovic ve Emir Kusturica’nın sığınma hakkı talebini geri çevirmemiz onların Amerika’ya yerleşip 1993 yılında Arizona Dream’i çekmelerine kadar uzanır. Ayrıca The Clash grubunun vokalisti Joe Strummer’ında Ankara doğumlu olduğunu hatırlatalım. Birçok alanda yolu Türkiye’den geçmiş olan yada doğan (sanatçı, doktor, mimar) gibi meslek grubundan insanların çoğu burada yaşamıyor artık.
Uzun yıllardır sığınma ve göç taleplerini doğu ülkelerinden yapıyor olmamız ülke kültürünü de bu açıdan değiştirdi, izlediğimiz filmlerden dinlediğimiz müziklere kadar,
müzik eğlendirmenin dışında bir ülkenin kültürünü de yansıtan bir sanat dalıdır, 1970’lerde iyi giden müzik sektörü 1980’lere geldiğimizde biraz değişti. Müziğin beşiği Unkapanı’nda bulunan İstanbul Manifaturacılar Çarşısı o dönem ülkemizde bulunan zengin Arap yatırımcıların yapımcılığında ve doğu kökenli prodüktörler sayesinde piyasaya rakkas tarzı birçok oryantal albüm kazandırdı. Bkz. (Pop Yallah)
Acıklı ve acılı geçen o yıllarda bizleri arabesk müziği ile tanıştırdı, işte İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur ve Orhan Gencebay’ların dönemi başladı. Türk halk müziğinde de bu yönde değişimler başladı ve müziğin anlatımıda bundan nasibini aldı. O dönemler çıkan farklı tarzda müzik yapanlar ya hapise atılıyor yada sınır dışı ediliyordu, müzik tekelleşmişti. Allah Tarkan’dan razı olsun yabancılara ‘oynama şikidim ‘ demeyi öğretti. Sertap Erener’in kazandığı birincilikle de hala bir şey olmadığını bunun sadece 3. dünya ülkelerinin televizyon karşısında bir gecelik politik savaşı olduğunu anlamışızdır herhalde. Biz ingilizcede, almanca da, Japonca da müzik yapsak olmuyor, demek ki sorunu başka yerde aramalıyız. Avrupa’da Türk gecelerinde yada %80’ini Türk’lerin oluşturduğu konserler veren pop sanatçıları da burada basına Avrupa turnem var, Avrupalılar beni istiyor gibi açıklamaları biraz komik oluyor.
Alternatif müziğin ülkemizde yaygınlaşması sadece arabesk müziğin diesel kot ve adidas ayakkabı giymiş hali, dumanlı bakışlar ve seyirciye tavırda şovun bir parçası. Sözlere baktığımızda değişen bir şey yok sadece, gençler ve enerji dolular parada hala bahsettiğimiz adamların elinde. Bunların yanı sıra çok farklı soundlarda bir o kadarda kaliteli müzik yapan o kadar çok insan var ki, dertleri sadece müzik yapmak olan. Eskileri tekrar eden yeni gruplar ve yılda bir albüm yapmazsan kaybolacağın bir piyasada ne kadar kaliteli iş çıkabilir.
Kısa bir yazıyla anlatılamayacak kadar geniş bir müzik hayatı olan 12 kez Emmy ödülü sahibi ve geçtiğimiz ay kaybettiğimiz müzik adamı Arif Mardin’i kaç kişi tanıyor yada Ahmet Ertegün’ü, bu insanları araştırdığınızda neden dünya bizi dinlemiyor öğrenebilirsiniz. Müzik alanında paranın su gibi aktığı bu ülkede eksik olanı siz bulun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder